Kitabım: Şeker Anlatıyor

Ebeveynler İçin İpuçları

Etkinlik & Söyleşiler

İletişim

Toprağa Ekilen Umutlar: Sabır, Küçük Birikimler ve Geleceği Şekillendirmek

1985 yılının bir bahar gününde, güzel ülkemin başkenti Ankara’da doğdum. 7 yaşına kadar yaşadığım şehirden, babamın meslek seçimini başka bir çizgiye yöneltmesiyle ayrıldık ve İstanbul’a taşındık. İlk ve aslında kalıcı durağımız Üsküdar oldu. Geçmişe dönüp baktığımda, o zamanlar “merkez” olarak adlandırdığımız en fazla üç ilçe vardı hayatımızda: Üsküdar, Kadıköy ve Maltepe… Eminönü’ne ilk gittiğim günü dün gibi hatırlıyorum. O devasa insan kalabalığı, vapurdan kuşlara simit atmak, bayram öncesi Sümerbank mağazasından kıyafet almak… 2026 yılından geriye dönüp baktığımda aklımda kalan en masum, en güzel hatıralar bunlar.

Şimdi düşünüyorum da; 1993 yılının İstanbul’u ile 2026’nın İstanbul’u arasında dağlar kadar fark var. Ufak bir araştırmayla rakamlara baktığımızda tablo çok daha çarpıcı hale geliyor: 1993 yılında yaklaşık 8 milyon olan İstanbul nüfusu, bugün 16 milyonu aşarak ikiye katlanmış durumda. Sadece 30 küsur yılda tek bir şehrin yaşadığı bu devasa artış, çevresel ve sosyolojik etkenlerle birleşince sadece şehrin içini değil, çeperini de hızla dönüştürdü. İzmit, Trakya bölgesi, Yalova, hatta Bursa bile bu muazzam büyümeden payını aldı ve İstanbul’un etki alanına girdi.

İşte bu basit istatistik, bizi yazımızın ana konusuna getiriyor: Toprak yatırımı. Nüfus artış hızı ve demografik yayılım bu şekilde devam ettiği sürece, ülkemizin tüm il ve ilçelerinde ciddi bir büyüme ve genişleme yaşanması kaçınılmaz. Geçmişte belki de dönüp bakmadığımız, ufak bir bütçeyle sahip olabileceğimiz lokasyonlardaki tarla veya arsaların bugün nasıl inanılmaz değerlere ulaştığını hep birlikte görüyoruz. Üçüncü köprüler, Kuzey Marmara otoyolları gibi kavramların bir gün hayatımızın tam merkezine yerleşeceğini, o çocukluk günlerimizde bilir miydik?

Gelişmekte olan bir ülkede yaşadığımız sürece, bu demografik büyümenin yaratacağı fırsatların her dönemde var olacağına inanıyorum. Finansal okuryazarlık sadece okullarda öğretilen teorilerden, makro veya mikro ekonomi terimleriyle yapılan havalı yorumlardan ibaret olmamalıdır. Asıl mesele, küçük bütçelerle ileriye dönük nasıl bir yatırım yapabileceğimizi hayal edebilmektir. Hepimizin bir haritası, bir finansal hedefi olmalı. “Cebimdeki paranın, kimine göre yüzde onu, kimine göre yüzde beşi ile nasıl bir toprak yatırımı yapabilirim?” sorusunu kendimize cesaretle sormalıyız.

Güzel ülkemin her köşesi gerçekten çok kıymetli. Yeni açılacak demir yolları, inşa edilecek fabrikalar ve hızla büyümeye devam eden yeni nesil; toprağın ileride her zaman değer kazanacağı gerçeğini matematiksel olarak da karşımıza çıkarıyor. Belki Balıkesir’in verimli ovalarında, belki Artvin’in yeşillikleri arasında, belki de haritada yerini yeni öğrendiğiniz sessiz bir kasabada… Konumu ya da büyüklüğü hiç fark etmez.

Kendimiz için, en çok da çocuklarımız için müstakil bir toprak parçasına sahip olmayı hedeflemek, finansal okuryazarlık adına atılacak en olumlu ve umut dolu adımlardan biridir. Çünkü toprak almak sadece bir tapu sahibi olmak değil; aynı zamanda sabrı öğrenmek, istatistiklerin de gösterdiği o büyüyen geleceğe bugünden mutlu bir tohum ekmektir.